• TGMP PERSONEL GİRİŞİ

Haberler & Etkinlikler

Koronavirüs Salgını Sebebiyle Mikrogirişimci Sektörü ve Mikrogirişimci Bankası Neden Gereklidir? 27.08.2020

Kırsal ekonomiler neden bağımsız ekonomiler olarak inşa edilmeli?

Prof.Dr. Muhammed Yunus
2006 Nobel Barış Ödülü Sahibi

"Ekonomi teorisi, geniş ve adaletsiz fırçasıyla, kayıtlı sektöre henüz giremeyenler için her şeyi kapsayan bir sektör olarak 'kayıt dışı sektör' adı verilen bir sektör oluşturdu."

 

Ekonomistler her zaman kent ekonomisini ekonominin motoru olarak hayal ettiler. Kırsal ekonomiye, emek ve tarımsal girdilerin tedarikçisi rolünü verdiler.


Kırsal alanlardaki temel altyapı eksikliği göz önüne alındığında, geçmişte haklı bir sebepleri olabilirdi. Ancak bu artık haklı bir sebep değildir. Dünya değişmiş olsa da, kent-kır ilişkisi değişmeden kalmıştır. Bugünün kırsal alanları, şehir merkezleriyle hemen hemen benzer temel altyapıya sahiptir. Kırsal ekonomiyi kent ekonomisine bir ek olarak tutmak için hiçbir sebep yoktur. Kırsal alanlarda yaşayanların, kent merkezlerine geçim kaynağı bulmak için göçmen işçi olarak gönderilmesinin, hiçbir haklı sebebi yoktur. Doğru kurumlar oluşturulursa ve doğru politikalar benimsenirse, hayatta kalmak için insanlar geçimlerini evlerinin çevresinde sağlayabilirler. Bu bakımdan, kırsal ekonomi paralel bir ekonomi olarak, kırsaldaki insan ve doğal kaynaklar için fırsatlar oluşturacak bağımsız bir ekonomi olarak inşa edilmelidir.



Kayıt Dışı Sektör veya Mikro Girişimci Sektörü


Korona küresel salgını krizi, mesela Hindistan ekonomisinin sözde “kayıt dışı” sektördeki insanların çaresizliğinin pek çok zayıflığını ortaya çıkardı. Kırsaldaki insanlar, Hindistan işgücünün çoğunluğunu oluşturuyor. Günlük geliri olanların, kazançlarının nasıl birdenbire ortadan kaybolduğunu, milyonlarca göçmen işçinin yüzlerce kilometre ötedeki eve yürüyerek gitmekten başka seçeneği olmadığını gördük.


İktisat teorisi, geniş ve adaletsiz fırçasıyla, henüz kayıtlı sektöre giremeyenler için, her şeyi kapsayan bir sektör olarak “kayıt dışı sektör” adı verilen bir sektör oluşturdu. Bu insanları teorik görüşlerinin dışında tutmak ve “resmi sektör” dedikleri heyecan verici sektöre devam etmek teori için uygun bir yoldur. Ekonomi teorisi kayıt dışı sektörü, ekonomik faaliyetler dünyasına - resmi sektör - girmeden önce bir bekleme odası olarak ele alır. Bekleme odasındaki nüfus ne kadar büyükse, ekonominin kapasitesinin o kadar düşük olduğu düşünülür. Çünkü kayıt dışı sektör ekonomiye herhangi bir kapasite eklemiyor.


İş, kayıt dışı sektörden bir bireyin kayıtlı dünyaya veya ekonomik dünyaya girmesine izin veren bir bilet olarak görülür. İktisatçılar, kayıt dışı sektöre karşı tek yükümlülüklerinin iş oluşturmak olduğunu düşünüyor.


İşler kent merkezlerinde olduğu için, kent ekonomisiyle meşgul olmayı kendilerine göre haklı buldular. Bu durum, kayıt dışı sektörü ve kırsal ekonomiyi ekonominin büyük ölçüde unutulmuş bir parçası haline getirdi.


Grameen Bankı oluşturmak için yaptığım çalışmalar, bana ekonomik teorinin durumunu tamamen yanlış yorumlandığının farkına varmamı sağladı.  Kayıt dışı sektörü ekonominin güç merkezi olarak gördüm. Teorisyenler tarafından yapılan büyük yanlışı kavramsallaştırmalar sebebiyle, bu kadar çok insanın yaratıcılığının israf edilmesinden dolayı kendimi her an çok mutsuz hissettim.


Bu yanlış kavramsallaştırma, bu sektör için buldukları küçümseyici isim olan “kayıt dışı sektöre” açıkça yansımaktadır. Bu sektör için kullandıkları bir diğer garip isim de “örgütlenmemiş sektör”. Bana komik geliyor. Çünkü, iktisatçılar öncelikle onu organize etmek için çaba göstermeyi reddediyorlar, sonra onu “örgütsüz sektör” olarak adlandırarak suçluyorlar.


Sektörü iki kısma ayırabiliriz: a) bir kısım emeklerini geçinmek için geleneksel sözlü sözleşmelerle satan ücretli çalışanlardan oluşur ve b) ikinci kısım, el sanatları, ev ürünleri gibi çeşitli ürünler veya hizmet sunarak küçük ticaret veya üretim yoluyla geçimini sağlayan insanlardan oluşur.


Bu sektör için uygun ismin bu sektörde neler olup bittiğini yansıtması ve girişimcilik potansiyelini tanıması için, “Mikro Girişimci Sektörü” olması gerektiğini düşünüyorum.  Bu sektörü ekonominin yaratıcı merkezi olarak görüyorum. İnsan doğal enerjisiyle büyür. Bu enerji, insanların doğal girişimciliğinin tohum yatağıdır. Bu sektördeki insanların çoğu, mikro iş kurmak için para bulamadıkları için kayıt dışı ücretli işlerle geçimini sağlıyor.


Ekonomistler, kayıt dışı sektörü gözardı ettikleri için, mikro girişimciler; siyasi liderlerin, politika yapıcıların, yasa koyucuların ve akademisyenlerin dikkatinden mahrum kaldılar. Diğer taraftan, akademik ve siyasi taraflardan gelen desteklerle, kayıtlı sektördeki emek, dünya çapında hükümetlerin ilgisini çekmeye devam etti ve bu da her hükümette Çalışma  Bakanlığının kurulmasına yol açtı. Bu süreçte emek, kendine adanmış kurumlar edinmiş ve birçok yasal ve siyasi hakka kavuşmuştur. Hindistan'da, pek çok kampanya ve mücadeleden sonra, bazı mikro girişimciler, kendilerini “serbest meslek sahibi işçi” olarak iddia ederek kayıtlı emek olarak tanındı. Ne yazık ki, bazı haklara erişebilmeleri için kendilerini “işçi” olarak yanlış sınıflandırmaları gerekiyordu.


COVID-19, Hindistan gibi bir ekonomide mikro girişimcilerin ne kadar savunmasız olduğunu kitlesel olarak ortaya çıkardı. Tüm ekonomik teorik çerçevenin “mikro girişimci sektörünü” tanıyarak ve bu sektöre tüm yasal, politik, sosyal ve mali desteği sağlayarak gözden geçirilmesini ve düzeltilmesini çok acil hale getirdi. Bu sektör, zirvedeki milyarlarca dolarlık girişimcilerden ve en alttaki birkaç yüz dolarlık mikro girişimcilerden oluşan ulusal girişimcilik piramidinin muazzam tabanı olarak kabul edilmelidir. Onları ülkenin girişimcilik piramidinin temeli olarak görmek, onları toplum üzerindeki bir yükten ziyade, yükselen en önemli ekonomik güç olarak kabul etmek daha kolaydır. Böylece, politika hedeflerini oluşturmak kolaylaşır.


Bu politika hedefleri; ihtiyaçlarını ve sorunlarını ele almaya adanmış finansal, yasal ve destek kurumları oluşturarak, mikro girişimcilerin girişimcilik başarılarına ulaşmalarını desteklemek olacaktır.


Hükümet, yasal destek sağlayarak işe başlayabilir. İşletmelerin nasıl kayıt altına alınacağına, bunların yasal sınırlar içinde nasıl işletileceğine, devlet kurumları ile nasıl etkileşimde bulunulacağına, vergi daireleri ile nasıl etkileşim kurulacağına vb. gibi…Halbuki,  bu hususlara ilişkin mevcut kurallar ve süreçlerin tümü, büyük veya orta ölçekli işletmeler dikkate alınarak oluşturulmuştur. Eğer, mikro girişimcilerden tüm bu yasa ve yönetmeliklere uymaları istenirse, büyük bir kriz yaşarlar. Bunlar mikro işletmelerin kapasitesinin çok üstündedir. Yeraltına inmekten veya işlerinden vazgeçip hayatta kalmak için diğer iş bulma kuyruklarında görünmekten başka yolları kalmaz.


Böyle bir durumdan kaçınmak için hükümet, mikro girişimciler için mevcut yasa ve düzenlemelerin uygulanmayacağına dair genel bir karar alabilir ve  özellikle mikro girişimciler için ayrı bir kurallar ve düzenlemeler demeti yapmalıdır. Süreci başlatmak için hükümet, şu anda sahip oldukları özgürlüğü ellerinden almak yerine, mikro girişimcileri desteklemek için yasa ve düzenlemeler yapmakla başlayabilir. Mesela, hükümet onları, işlerini yürütürken belirli bir dizi hakka sahip özel bir iş kategorisi olarak tanıyabilir. Hükümet, önceden mevcut yasa ve düzenlemelerin değil, mikro girişimcilere mahsus yapılan yasa ve düzenlemelerin, açık bir şekilde sadece bunlara uygulanacağını belirtebilir.


Mikro Girişimciler Bakanlığını oluşturun


Bir hükümetin geleneksel olarak başında bir bakanın olduğu bir Çalışma Bakanlığı vardır. Bu, emeğe verilen siyasi ve ekonomik önemi gösterir. Benzer bir mantıkla, mikro girişimci sektörüne yasal, kurumsal ve siyasi destek sağlamak için bir “Mikro Girişimciler Bakanlığı” oluşturmanın çok önemli olduğunu görüyorum. Ne de olsa, ihmal edilmiş ve kendi hatası olmaksızın terk edilmiş olan ülke nüfusunun neredeyse yarısından fazlasını oluşturuyorlar.


Bir hükümet; kırsal ekonomiyi paralel bir ekonomi olarak inşa etmekle, gençlerin kent merkezlerine göçünü durdurmak, kırsal ürünleri kırsal emekle işleyerek kırsal alanların sanayileşmesini sağlamak ve kadınları ve toplumun ihmal edilen kesimlerini entegre etmekle ilgileniyorsa, ana akım ekonomiye, bu bakanlığın kurulması güçlü bir adım ve kırsal alanlara açık bir mesaj olacaktır.


Mikro Girişimcilere Destek Kurumu


Mikro girişimciler için yeni yasalar ve düzenleyici bir sistem oluşturmaya paralel olarak, Mikro Girişimciler Bakanlığı, mikro girişimcilere bütün devlet daireleri ve kurumları ile ilgilenmelerinde yardımcı olmaya adanmış ayrı bir devlet kurumu oluşturabilir. Yeni oluşturulan bu devlet kurumu, “Mikro Girişimcilere Destek Kurumu”, hükümet ile mikro girişimciler arasındaki iletişimi kolaylaştırmayla görevli olmalıdır. Bu kurum, hükümetin dilini mikro girişimcilere ve tam tersi şekilde yorumlayacaktır. Mikro girişimcilerin haklarını koruyacaktır.


Herhangi bir mikro girişimci veya mikro girişimci grubu, herhangi bir devlet dairesi veya kurumu veya herhangi bir kuruluşla - hükümet veya hükümet dışı kuruluşlarla herhangi bir sorun yaşarsa, sorunlarını bu kuruma getireceklerdir.


Bu kurumun sorumluluğu mikro girişimcilerin çıkarlarını koruyarak sorunu çözmektir. Bu kurumun personeli, mikro girişimcilerin arkadaşları olarak tanınmalıdır.


Bu kurum, aynı zamanda mikro girişimcilerin çeşitli seviyelerde; il, ilçe, yerel ve ulusal seviyede “Mikro Girişimci Odalarını” kurmalarına, diğer benzer organlarla ve Hükümetle etkileşimde bulunmalarına yardımcı olacaktır.


Kimsenin Geçim Kaynağı Bulmak İçin Doğduğu Yerden Ayrılması Gerekmiyor


Korona küresel virüs salgını tüm dünya için yeni bir fırsat getirdi. Dünyayı yeni bir başlangıçla inşa etmek, yeni bir ekonomi ve yeni bir toplum inşa etme yolunda engel olan her şeyi terk etmek, yeni fikir ve kavramları tanıtarak ve geleceğin yapı taşlarını oluşturmak için fırsatı verdi. Türkiye bu fırsatı kaçırmamalı. Türkiye’nin, ekonomisini ve toplumunu yeniden tasarlamak için çok cesur kararlar alması gerekiyor.


İnsan merkezli bir ekonomi yaratmak bu programın özü olmalıdır. Bu yeniden tasarım programının temel hedeflerinden biri, hiç kimsenin - erkekler, kadınlar, gençler - hayatta kalmak için doğduğu yerden ayrılmamasını sağlamak olmalıdır. Kendi evine yürüme mesafesinde geçim için yeterli imkânlar olmalıdır.


Bununla birlikte, mikro girişimci olmak ve inisiyatif almak için kimsenin finansman bulmada zorluk çekmemesi gerekir. Finans kurumları tüm insanların girişimciliğini desteklemek için hazır olmalıdır. Kaliteli yükseköğrenim için, hiçbir genç kent merkezlerine gitmek için köylerinden ayrılmak zorunda olmamalıdır. Kırsal alanlarda Türkiye’nin geçmiş tarihinde de yer almış ve dünyaya örnek olan Köy Enstitüleri 2.0 hayata geçirilebilir. Kırsal kesimdeki insanların kaliteli sağlık ve eğitim için kendi köylerini terk etmek zorunda kalmamalarını sağlamak için halıhazırda Türkiye’de her ilde üniversiteler açılmış olup, sanat ve meslek okulları, hemşirelik ile hayvancılık ve tarım okulları kırsalda yaygınlaştırılmalıdır. Bir politika meselesi ve kırsal halkın bir hak meselesi olarak bunun yapılması gerekiyor.


Mikro Girişimcileri Finansman Bulamamaktan Kurtarmak


Kayıt dışı sektördeki insanları mikro girişimciler olarak gördüğümüz an, yeni kurumlar inşa etme alanı hemen ortaya çıkıyor.


Kırsal alan için uygun bir finansal sistem oluşturarak, girişimcilik piramidinin tabanındaki yaşamı ateşleyebiliriz. Finans, girişimciliğin temel yakıtıdır. Ancak adil finansal hizmetler, mikro girişimciler için her zaman çok uzak oldu. Onlar için inşa edilmiş herhangi bir finans kurumunun yokluğunda ve herhangi bir kaynaktan finnasman imkânı bulunamadığı takdirde, dünyada tefeciler için en önemli yem dar gelirliler olmaya devam ediyor. Mikro girişimcilerin çoğu girişimcilik yolculuğuna eli boş başlıyor. Dünyada dar gelirlerin bazıları girişimcilik faaliyetine tefecilerin finansmanıyla başlar ve kredilerin sert şartları olması sebebiyle, bununla güçlükle büyüyebilirler. Mikrokredi, dar gelirliler için yeni ve büyük bir destek olarak ortaya çıktı. Ancak dünyada henüz küçük bir kısmına ulaşılabildi.


 

Kredi Ufkunu Genişletmek İçin Hindistan'daki Son Girişimler


Hindistan, mikrofinans programları aracılığıyla nüfusun daha yoksul kesimlerine, özellikle kırsal kesimdeki kadınlara krediye erişim sağlayarak son otuz yıldır kredi ufkunu genişletme hedefi üzerinde çalıştı. Resmi krediye erişim önemli ölçüde artmış olsa da, mikro girişimcilerin büyük çoğunluğunun tefeciden kendilerini kurtarması için hala uzun bir yol var.


Hindistan’da Kendi Kendine Yardım Grubu (SHG) kredileri ve Mikro Finans Kuruluşları(MFI) kapsamındaki borçluların sayısının yaklaşık 85 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Ticari bankalar ayrıca, öncelikli sektör kredilerini ve mikro girişimciler için MUDRA (Mikro-Birimler Geliştirme ve Yeniden Finansman Ajansı) kredileri gibi diğer hükümet programlarını dağıtmak için kanallar olarak MFI'ler ile birlikte çalışıyorlar.


Hindistan’da mikrofinans; bankalardan alınan kredilere, ve ticari risk sermayesi şirketlerinin özkaynaklarına bağlıdır.  Sonuç, küçük girişimci borçlularının yüksek borç verme maliyeti ve borçluları için ise kısa vadeli kredilerdir. Yüksek fon maliyetleriyle karşı karşıya kalan geri dönüş arayışındaki MFI'ler, nüfusun düşük-orta gelirli kesimine odaklanıyor. Mikrofinansın gelir getirici kredilere odaklanma hedefinden saparak, karlılığı artırmak için portföylerine tüketim kredileri eklediler. Mevduat alma izninden yoksun bırakılan MFI'ler, kendi ayakları üzerinde durma imkanı olmadan finansman kurumlarının temsilcileri olarak kaldılar.


Gerçek Mikrofinans Bir Sosyal İşletmedir


Hindistan’da bazı MFI'lere kendilerini Küçük Finans Bankalarına dönüştürmeleri için bir lisans verildi. Yüksek sermaye ihtiyacı gereği, kâr amacı güden yatırımcıların eline geçti. Halbuki, geliştirdiğimiz ve dünyada öncülük ettiğimiz mikrofinans kurumlarının temel özelliklerine her zaman dikkat çektim ve insanları uyardım. Hindistan’da yapılan mikrokredi çalışması bir sosyal işletmecilik değildir.


Bir mikrofinans kurumunun dar gelirli mikrogirişimcileri desteklemesi için temel unsurları şunlardır: a) sosyal bir işletme olmalıdır, b) en yoksul kırsal kesime adanmış olmak - kadınlara odaklanmak, onların girişimciliğini desteklemek, c) teminatsız bankacılığa dayanacak, d) ve mali olarak kendi kendine yeten bir kurum olmaya devam ettiğinden emin olmak için vadesiz mevduat alma gücüne sahip uygun bir banka olmak.


Mikrofinansın sosyal işletme kısmı sadece tamamen unutulmuş değil, hatta birçok mikrofinans kurumu, kendilerini coşkuyla yüksek kârlı işletmeler olarak tanıtıyor. Tefecilerle savaşmak için mikrofinans kurumları oluşturduk, ancak mikrofinans kurumlarının tefecilerin elinde bir araç haline gelebileceği bir günün geleceğini asla düşünmedik. Bu kötüye kullanım kavramı oldukça yaygınlaştı. Gerçek bir mikrofinans kurumunun sosyal bir işletme olarak tasarlanması ve işletilmesi gerektiği konusunda ısrar ederek, gerçek mikrofinans kurumu ile yanlış kurum arasındaki farka dikkat çekmeye devam ediyoruz.


Mikrofinans, ticari bankacılık sistemine meydan okuyarak Bangladeş'teki Grameen Bank ile ortaya çıktı. Grameen Bank uygulması, bankaların fakirlere borç vermemesinin asıl sebebinin, halkın kredi değerliliğiyle ilgili olmadığını, genellikle anlatıldığı gibi, insanın kendisinin ticari bankalar nezdinde bir değerinin olmaması olduğunu ortaya koydu.


Grameen Bank, mevcut bankacılık normlarına meydan okuyan cesur bir bankacılık - teminatsız bankacılık kavramı geliştirdi. Bu, mikrokredi veya mikrofinans olarak tanındı. Hindistan bunu benimsedi ve dünyadaki en büyük mikrokredi programı haline geldi. Hindistan'da mikrofinansın iki temel özelliği eksiktir: a) onu sosyal bir işletme olarak yürütmek (yani, borçlu olmayanlar tarafından kişisel kar elde etme niyeti olmayan bir işletme olarak) ve b) vadesiz mevduat almak. Şimdi bu iki özelliği Hint mikrofinans dünyasına entegre etmek için mükemmel bir zaman.


Mikrofinans, COVID-19 Krizinden Sağ Çıkabilecek mi?


Şimdi korona krizi yeni bir soruyu gündeme getirdi - dünyadakii mikrofinans bu büyük krizi atlatabilir mi?


Bangladeş'teki deneyimimiz göz önüne alındığında, cevap kesin bir “evet”. Bangladeş rutin olarak, sel ve siklonlardan geçiyor, evleri, mülkleri, hayvanları, işletmeleri yok ediyor, hatta can alıyor. Ancak, mikrofinans her zaman geri döner. Yoksul insanların hayatları sonsuz felaketlerle örülmüştür. Afetlerle başa çıkmak, mikrofinansın ayrılmaz bir parçasıdır. Grameen Bank, personelinin mikrofinansın parayla değil insanlarla ilgili olduğunun anlaşılmasını sağladı. Para, insanlara hayatları için savaşma şansı veren bir araçtır.


Türkiye’de Mikrofinans Uygulaması


Türkiye’de mikrofinans uygulamasını, Türkiye İsrafı Önleme Vakfı ile Grameen Trust birlikte müşterek proje olarak 2003 yılında Türkiye Grameen Mikrofinans Programı(TGMP) olarak başlattık. 30 Temmuz 2020 tarihi itibariyle, 64 ilde 92 şubede, 200.000 dar gelirli kadına teminat ve kefalet olmadan 1 milyar liradan fazla mikrokredi sağlandı.


TGMP; 2006 yılından beri PricewaterhouseCoopers’ tarafından denetlenmekte olup, Vakfı Mütevelli Heyetine, Yönetim Kuruluna ve Denetim Kuruluna her ne ad altında olursa olsun tek kururş gelir sağlanmayan bir sosyal işletmedir. Burada amaç, yoksul kadınların girişimcilik için ihtiyaç duydukları finansmanı, faiz almadan ve kar amacı gütmeyen sadece işletme giderlerinin karşılanması maksadıyla cüzi bir hizmet bedeliyle ve teminatsız sağlamaktır. Korona küresel salgın sırasında da, kesintisiz olarak dar gelirli kadınlara finansal destek sağlanmaktadır. Türkiye’de de en az 5 milyon dar gelirli mikrogirişimcinin faydalanması maksadıyla, bu alandaki gayretlerin arttırılması yararlı olacaktır.


Mikro Girişimci Sektörü için Mikro Girişimci Bankası


Mikro girişimci sektörü bir bütün olarak, “Sosyal İşletme Mikro Girişimci Bankası (MGB)” olarak yeni bir özel finans kurumu çeşidini hak ediyor. Gerekirse yeni bir yasa çıkararak bu kururluş oluşturulursa, tüm mikro girişimci sektörü, önemli ölçüde değişecektir. MFI'ler ve küçük finans bankaları, sosyal işletme MGB'leri oluşturmada öncülük rolü üstlenebilir. Tüm MGB'lerin sosyal işletme haline getirilmesi yasal olarak zorunlu hale getirilmelidir.


 

Sosyal işletme, insanların karşılaştığı belirli bir sorunu çözmeyi amaçlayan, kişisel karı sıfır olan bir iştir. Bu husus, mikro girişimciler için oluşturulmuş herhangi bir finans kurumuna yerleştirilecek çok önemli bir özelliktir. Tefecilik geleneği göz önüne alındığında, mikro girişimciler için kurulan finans kurumları, operasyonlarında tefecileri taklit etmeye hemen başlarlar.


MGB'lerden kişisel kar elde etmenin önünde bir engel yoksa, yüksek kar arayan yatırımcılar, pazarın büyüklüğünden dolayı ona yöneleceklerdir. Yapılması gereken en güvenli husus, MGB'in sosyal bir işletme olmasını kanunen zorunlu kılarak kişisel kazanç kapısını kapatmaktır.


Mevcut ticari bankalar, küçük finans bankaları, kooperatif bankaları, diğer finansal kuruluşlar, STK'lar, şirketler, bireyler, MFI'ler bir yan kuruluş veya yeni bir kuruluş olarak MGB lisansı için başvurabilmelidir.


MGB'ler, işsiz gençlere girişimci olmaları için öz sermaye sağlamak amacıyla iştirakleri olarak Sosyal İşletme Girişim Sermayesi Fonları oluşturabilirler.


MGB'lerin amacı, tüm mikro girişimcileri dünyadaki resmi ve gayri resmi tefecilerden, fakirler üzerinden para kazananlardan kurtarmak olacaktır.


Kolaylaştırıcı Düzenleyici Otorite Başarı için Çok Önemlidir


MGB'lerin başarısını sağlamanın bir diğer önemli yönü, kolaylaştırıcı ve yol gösterici bir düzenleyici otorite oluşturmaktır. Yoksullar için MGB'ler, finans kuruluşlarının işleyişi için gerekli kavram ve yaratıcılık konusunda ehil  olmayan düzenleyiciler tarafından düzenlenirse, başarısızlığa mahkum olacaktır. Sempatik, yol gösterici ve kolaylaştırıcı olmayan düzenleyiciler, mikro girişimciler için finans kurumlarının tüm imkanlarını yok edebilir.


Bangladeş, 2006 yılında bir Parlamento Yasası ile Merkez Bankası Başkanı tarafından yönetilen özerk bir birim olarak bir Mikrokredi Düzenleme Kurumu oluşturdu. Bangladeş'teki mikro kredi sisteminin başarısına önemli ölçüde katkıda bulundu.


MGB Kırsal Kurum Olarak Oluşturulmalı


Kırsal ekonomileri bağımsız ekonomiler haline getirmek için temel gerekliliklerden biri, kırsal alanlara adanmış kurumlar oluşturmak olmalıdır. Tarihsel olarak kentsel kurumların kırsal alanlar için uygun olmadığı gerçeği göz ardı edilerek, kırsal alanlara kurumsal hizmet ihtiyacını karşılamak için, kentsel kurumlar kırsal alanlarda yaygınlaştırıldı. Bu işi yapmak konusunda da hevesli değillerdi. Sonuç olarak, kırsal alanlar hiçbir zaman kendi yolunda büyüme fırsatı bulamadı.


MGB'ler, yalnızca kırsal alanların ihtiyaçlarına adanmış bir kırsal finans kurumu yaratmanın ilk adımı olabilir. Kırsal bir kurum olarak büyümesini sağlamak için MGB'lerin merkezi kırsal alanlarda yer almalıdır. Kırsal mevduatı kentsel alanlara aktarmak için seferber eden kent merkezli bankaların aksine, MGB’ler kırsaldaki mikro-girişimcilere fayda sağlamak için kırsal ve kentsel mevduatları seferber etmelidir.


Hükümet, tüm ticari bankaları ve finans kurumlarını, kırsal mikro girişimcilere hizmet veren kırsal yan kuruluşlar olarak sosyal işletme MGB'leri oluşturmaya teşvik edebilir. Onları teşvik etmek için hükümet, bankalara ve tüm finans kuruluşlarına, MGB operasyonlarının büyüklüğüne bağlı olarak kendi ana işlerinde tercihli muamele sağlama gibi teşvikler verebilir.


Özel sosyal işletme MGB'lerine ek olarak, özel olarak kırsal için tasarlanmış sosyal işletme risk sermayesi fonları, sosyal işletme yatırım fonları, sosyal işletme sigorta şirketleri vb. diğer faaliyetler de olmalıdır.


Doğru Zaman


Sosyal İşletme Mikro Girişimci Bankasının oluşturulması, kitlelerin girişimci gücünü açığa çıkarmanın ve kırsal ekonomiyi geleneksel kent merkezli ekonomiye paralel bir ekonomi olarak yaratmanın anahtarıdır.


Doğru kavramsal çerçeve ve uygun kurumlar ve politikalar geliştirildiğinde, kırsal ekonomiler dünyanın geri kalanıyla ilgilenen güçlü ekonomiler olabilir.


Türkiye’deki tüm kırsal alanları kapsayan bilgi ve iletişim teknolojisi ve daha temiz hava kalitesine iyi bir siyasi destek eklenebilirse, eğitim kurumlarının ve sağlık tesislerinin de mevcudiyeti, birçok işletme için yer seçimi olarak kentsel merkezlere göre birçok avantaja sahip olacaktır. İşlenmemiş tarımsal girdilerin taşınması ve şehirlere göçmen işgücü gönderilmesi geçmişte kalabilir. Bunu gerçekleştirecek olan, kırsal ekonominin yeni vizyonudur.


Bu yeni vizyon için doğru zamandır.